AnasayfaÇalışma alanlarıÜyeliklerimYayınlar ve etkinliklerÇeviribilimsel kaynaklarYaşam ÖykülerimÖykülerimÇevirilerYazılarım

Genel:

Anasayfa

Duyurular

Fotoğraf köşesi

İletişim

Popüler bilim köşesi

Popüler linkler

Seminer köşesi

Site Haritası

Sosyal ağ

Şiir Köşesi

Öğrencilerden gelenler

Ziyaretçi defteri

Sevgili okurlar

Sizlerle Çevirmenin Notu grubundan izin alarak bu grubun üyelerinin başlattığı ve sürdürdüğü bir tartışmayı iletmek istiyorum. Konu bize o denli "aşina" ve yine de o denli "yabancı" olan "dil". Bizi sınırlayan ve zaman zaman da sonsuz özgürleştiren bu olguya yaklaşırken ne denli farkındayız dilin özelliklerinin. Bir zamanlar - bin yıl önce- Şara Sayın hocamın bir dersindeyim, Goethe'nin Faust'unu işliyoruz, soruyor Şara hoca, Faust'un, yaşam öyküsünün sonunda, onu sonsuz tutsak yapan sonsuz özgürlür tutkusundan da yola çıkarak. "Özgür müsünüz, gerçekten?" Biz genciz, gençliğin verdiği safdillik ve cesaretle kendimizce tanımladığımız özgürlük kavramına göre özgür olduğumuzu sanıyoruz. "Evet", diyor, Şara hoca o pırıl pırıl Almancasıyla. "Evet, pekiyi, dilde ne kadar özgürsünüz, her istediğinizi ifade edebiliyor musunuz, dil sizi hiç sınırlamıyor mu?" O gün bu gündür hep düşünüyorumdur, sözcüklerin üzerimizdeki eğemenliğini, dahası sözcüklerin yansıttıkları kültürün eğemenliğini. "Özgür" olabilmek diye bir olgu var mı gerçekten, ilkin bedenimizin, bitmek bilmeyen arzularımızın tutsağı değil miyiz, sonra içinde yaşadığımız kültür ve en önemlisi bu kültürün bir yansıması olan dil. Ne kadar maharetliysem ben dili kullanmakta, acaba o denli de özgür olabiyor muyum? Pekiyi, okurun ya da dinleyicinin beni anlaması için o da benimle aynı kültür diliminde serpilip yaşaması gerekmiyor mu? Yoksa hepsi bir yanılsama oyunu mu?

Umarım, dil üzerine başlayan ve malzemesi dil olan tüm yan alanlara doğru dallanıp budaklanan bu tartışmayı bağlantıları kaçırmadan yansıtabilirim size aşağıda.

Çevirmenin Notu, aynı adlı dergiyi 2008 yılından bu yana büyük bir özveriyle yayımlayan Tozan Alkan tarafından yönetilen bir site. Bu siteye ozanlar, yazarlar, Novalis'in "Şairin Şairi" dediği şiir çevirmenleri ve yazın alanından çevirmenler, çeviribilim bölümlerinde ders veren akademisyenler ve yazın ve çeviriyle ilgilenen dostlar üye. Aslında bir tartışmanın ne kadar düzeyli ve yararlı olduğunu da göstermek istiyorum genç izleyicilere. Umarim bunu başarabilirim.

Metinlere oldukları gibi yayımlayıp özgün doğasını bozmamaya büyük özen gösterdim, o nedenle sevgili okurlardan, bu metinlerin yazımının elektronik posta yazımı ve metin türü olarak da elektronik posta metin türü olduğunu dikkate alarak metinleri okumalarını rica ediyorum.

Ayşe Nihal Akbulut'un kadın şair Cristina Peri Rossi'nin (Montevideo-Uruguay 1941) şiirlerinden yaptığı çevirilerle bu tartışmanın çerçevesini çiziyorum; belki de güzel bir çerçeve sunabilirim bu ilginc tartışmalara, belki benim de ufak bir katkım olur, sözcük ustası çevirmenlerin, ozanların sözcüklerini bambaşka kültürler için hiç usanmadan yeniden yoğurdukları çevirilerine ...

Benim kültürüm de Türkiye'de yaşaşan çoğu kişininki gibi katmanlı, kâh Kastamonu'ya uzanan, kâh hiç görmediğim Kafkasya'ya giden, kâh Selanik'e dayanan bir kültür işte. Babamın memleketi Kastamonu ağzı farklı Türkmen ağızlarını yüreğinde barındıran taa yüreğinizin içine işleyen bir ağızdır. Cansız varlıklara canlı gibi davranan bir ağız.

Bir gün vilayetin önünde annemi bekliyorum, küçük bir park var, parkta da eski püskü demir zincirlere asılı bir salıncak. Bir çocuk sürekli sallanıyor, anneannesi hemen yakındaki banka oturmuş, salıncak gıcır gıcır gıcırdıyor. Anneanne ayağa kalkıyor, çocuğa sesleniyor. "Hadi, yavrucuğum, salıncağın gücünü üzme artık, yeter." Evet, umarim bu metinle kimsenin gücünü üzmem... Hatta gücüne güç katarım ve bu güç sitedeki öğrencilerin belleğinde yaşamaya, filizlenmeye ve dalga dalga yayılmaya devam eder...

...

Sözcük

Sözlüğe göz gezdirirken
yeni bir sözcük buluyorum:
Keyifle, alaycı alaycı sesletiyorum;
elliyorum, karara bağlıyorum sözle, örtülere sarıyorum,
özen bezen kopyalıyorum, nabzını tutuyorum,
söylüyorum, gömüyorum, yalıyorum, üstünde parmaklarımın ucunu gezdiriyorum,
şöyle bir tartıyorum, ıslatıyorum, avuçlarımda ısıtıyorum,
okşuyorum, ona bir şeyler anlatıyorum, kuşatıyorum, köşeye sıkıştırıyorum,
bir iğne saplıyorum, köpükle dolduruyorum,

sonra da, bir oruspuymuşçasına,
sokağa atıyorum evimden.
Sunu

Bizi ayıran yazın oldu: sana ilişkin ne biliyorsam
kitaplardan öğrendim ben
ve eksik kalan yerini de
sözcüklerle doldurdum.

From: adil izci
Subject: Re: [CevirmeninNotu] Şiir
To: CevirmeninNotu@yahoogroups.com
Date: Saturday, January 15, 2011, 11:06 PM

Değerli Murat Bey,


Mümkün olduğunca kısa yazmaya çalışayım:
Cumhuriyet dönemi Türkçesinin oluşumu / gelişimi için dört yöntem söz konusudur:
1) Tarama (O zamana kadar verilmiş yazılı eserleri tarayarak aslında dilimizde binlerce yıldır
var olan, ancak Arapça ve Farsçanın etkisiyle üzerine ölü toprağı serpilmiş sözcükleri
yeniden dolaşıma kazandırma),
2) Derleme (halk ağzından, yörelere / bölgelere göre sözcük derleme... Nitekim bir Ömer
Asım Aksoy, Antep yöresinden binlerce sözcük derlemiştir. Eski TDK'nin ciltler dolusu
Derleme Sözlüğünü anımsayalım),
3) Türetme (Türkçenin kök ve eklerinden gereksinime göre yeni sözcükler türetme),
4) Bileştirme (iki ya da daha çok sözcüğü bir araya getirerek yeni sözcükler elde etme)...
Bugün kullandığımız bütün Türkçe sözcükler, bu yol ve yöntemlerin sonucu... Her
yöntemin vazgeçilmez bir yeri ve değeri var.
Dediğinize katılıyorum: Günlük hayat içinde halkın kendiliğinden ama bilinçaltındaki anadil sezgisiyle türettiği sözcükler, onların candanlığı, sıcaklığı...
Ama diyelim bilimsel konularda halk nasıl sözcük türetecek? O zaman da yetkin kişi ve kurulların kolları sıvamasından daha doğal bir şey olamaz.
"Bilgisayar"ı halkımız değil, uzmanlar türetti, ama pek de iyi tutundu örneğin.
Yeniden saygılar.


Original Message -----
From: tozan alkan
To: CevirmeninNotu@yahoogroups.com
Sent: Saturday, January 15, 2011 11:15 PM
Subject: Re: [CevirmeninNotu] Şiir

Bilgi işlem”, “bilgisayar”, “yazılım” gibi bilişim alanında çok tutulan sözcüklerin isim babası Prof. Dr. Aydın Köksal
Sevgi...
Kimden: Murat Nemet-Nejat
Konu: Re: [CevirmeninNotu] Şiir
Kime: CevirmeninNotu@yahoogroups.com
Tarihi: 15 Ocak 2011 Cumartesi, 19:58
Adil Bey,

Sizden bir sorum var. "Sağduyu" sozcügü nerden geliyor? Nereden, nasil Türkçe'ye girmis? Yani etimolojisi ne?

Murat

2011/1/15 adil izci
Değerli Murat Bey,

Sözcüğün Türkçe bir bileşik sözcük olduğu ortada. İkinci sözcükte bir belirsizlik yok; "duyu", bildiğimiz anlamı yanında "algılama" anlamında da düşünülebilir. Birinci sözcüğe gelince, önce yön anlamı akla geliyor. Fakat "sağ" sözcüğünün "sağlam, esen" gibi anlamları da var. Burada da o anlamlarda olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. "Sağduyu", "sağlamduyu", "sağlıklı algılama, sağlıklı hüküm verme, bir yargıya varma" gibi.
Bunları, sorunuz üzerine ilk kez düşündüm; ama doğru bir iz sürdüğümü sanıyorum.
Dilerim işinize yarar.
En iyi dilekler ve saygılarımla...


2011/1/15 adil izci
Bu iletinin içeriğine değil, dikkatimi çeken bir dil yanlışına değineceğim. Daha doğrusu, son yıllarda yaygınlaşan bir dil yanlışına: Aklı selim...
Birincisi, sözcük bileşik yazılıyor. Bir tümcede kullanırken de yanına "sahibi", "olan" gibi bazı sözcükler gerekiyor. Bu bağlamda "aklı selim tepkiler" olmaz, "aklıselim sahiplerinden gelen tepkiler", "aklıselim sahiplerinin tepkileri", "aklıselimi olanların tepkileri" vb. olabilir.
İkincisi, sözcüğün pek iyi bir Türkçe karşılığı var: Sağduyu... Üstelik bunu yeğlediğimizde "sahibi", "sahipleri", "olan" gibi birtakım sözcüklerin eklenmesine de gerek kalmıyor. Nitekim "sağduyulu tepkiler" dediğimizde aynı amaca ulaşıyoruz.
Hemen her kanalda gördüğümüz "liberal ve her şeyi bilen" köşe yazarlarına dikkat edin, önemli bir bölümünün bu yanlışı yaptığını göreceksiniz.
Mehmet Öztek'in hoşgörüsünü umarak...

Kimden: Murat Nemet-Nejat <Muratnn@gmail.com>
Konu: Re: [CevirmeninNotu] Şiir
Kime: CevirmeninNotu@yahoogroups.com
Tarihi: 15 Ocak 2011 Cumartesi, 22:25

Adil Bey,

Genellikle, bir sozcüge yeni bir anlam (kullanma) ilave edildigi zaman, iki anlam arasindaki baglanti esitlik degil (sagduyu ve akliselim de oldugu gibi), metaforiktir. Yani eski anlama bir sey ilave eder. Dil bence boyle yasar, genislenir. Eger bir bir kisinin, yahutta bir komitenin karariyla sozcükler yaratiyorsak dildeki gelisme kaynaklarini bir dereceye kadar kesmis, aborte etmis oluyoruz.

Murat
Tartışmaya ışık tutabilmesi açısından varlık dergisinde çıkan bir yazımdan alıntı yolluyorum. Cevdet Kudret “Dilleri Var Bizim Dile Benzemez” adlı eserinde, birbiriyle hiç ilgisi olmayan diller arasında, aynı kavramı anlatan kimi sözcüklerin aynı anlama gelen köklerden kurulduğuna dikkat çekmiş. Gerçekten, nasıl oluyor da ez (“den” öneki) ve ber (göğüs) sözcüklerinden gelen “ezber” sözcüğünün Fransızcadaki karşılığı da “par coeur” (kalpten) ve yine İngilizcesindeki karşılığı “by heart” (kalpten) olabiliyor. Yine Fransızcadaki “melancolie” sözcüğünün aslı da Yunanca “melankholia” sözcüğünden geliyor ve melan (kara) ile kholia (safra) sözcüklerinden türetilmiş bir bileşik isim. Kara Safra demek. Arapça “kara” anlamına gelen sevda sözcüğünün de “melancolie” anlamı varmış. Türkçede de “Karasevda” demişiz. Bir iki örnek daha: Erdem sözcüğü “er” (erkek) ile “–dem” ekinden kurulmuş. “Erkeğe ait” demek oluyor yani. Erdemin (Fazilet) Latincesi “virtus” da erkek demek olan “vir” sözcüğünden geliyor. Fransızcada “qualite”, İngilizcede “quality” sözleri, Latince “qualis” (nasıllık) sözcüğünden çıkmış. Dilimizdeki karşılığı ise yalnızca “nitekim” sözcüğünde yaşayan “nite” (nasıl) sözcüğünden nitelik (sözlük anlamı “nasıllık”) türetilmiş. Nurullah Ataç yıllarca “nasıl” sözcüğü yerine “nite” sözcüğünü kullanmakta ısrar etmişti ama bu sözcük de tutmamıştı. Son bir örnek daha: “Temel” sözcüğünün aslı olan Yunanca “themelion” sözcüğündeki “the”, “koymak” anlamına geliyormuş. Doğu Anadolu’da “temel” karşılığı olarak kullanılan “koyuk” sözcüğünün de “koymak” fiilinden türetilmiş olması, akla bütün sözcüklerin çeviri yoluyla türetilebileceği olasılığını getirmiyor mu? Ne yazık ki bu her zaman mümkün değil. Cevdet Kudret böyle bir akıl yürütmeyle Osmanlıcadaki fasıla sözcüğünü Fransızca intervalle üzerinden türetmeye kalkınca bakın nasıl bir sonuca varıyor:
İnter Latince “arası” demek. “Valle” sözcüğünün aslı olan “vallum” sözcüğü de “kazık” anlamına gelince Türkçede “ara”, “aralık” olarak karşıladığımız sözcük “kazık-arası” olarak karşımıza çıkıyor!
***
Tozan

2011/1/15 adil izci <
Değerli Murat Bey,

Sevgili Tozan Alkan ile aynı doğrultuda görüş ve bilgilerimiz. Yalnız Tozan Bey'in ilk tümcesindeki "türetilmiş" sözcüğüne aklım takıldı. Onun yerine "örnek alınmış", "ona benzeterek türetilmiş" desek daha iyi olacak gibi. Çünkü türetmek, bir kök birlikteliğini belirtir, oysa burada öyle bir kök birliği yok; ona benzetme, onu örnek alma var.
Saygılar
From: salih mercanoğlu CevirmeninNotu@yahoogroups.com
Sent: Sat, January 15, 2011 1:41:09 PM
Subject: [CevirmeninNotu] Şiir


Nâzım Hikmet’in gün yüzüne çıkmamış iki şiiri:

Bütün Yolculuk Boyunca Hasret Ayrılmadı Benden
Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden
gölgem gibi demiyorum
çünkü hasret yanımdaydı zifiri karanlıkta da
Ellerim ayaklarım gibi de değil
uykudayken yitirirsin elini ayağını
ben hasreti uykuda da yitirmiyordum
Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden
açlıktı, susuzluktu demiyorum
sıcakta soğuğu, soğukta sıcağı aramak gibi de değil
giderilmesi imkânsız bir şey
ne sevinç ne keder
şehirlerle bulutlarla türkülerle de ilgisiz
içimdeydi dışımdaydı
Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden
zaten elimde ne kaldı bu yolculuktan
hasretten gayrı
Bir Ucu Bir Kuyuda Kaybolan Rüzgârlı Bir Şosede
Bir ucu bir kuyuda kaybolan rüzgârlı bir şosede
bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak
yüzü saçlarıyla örtülü kavuşma saatımızın
bir de ağır yürüyor ki deli olmak işten değil
Bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak
ben de telefon direğine bağlıyım kollarımdan
yüreğim de yorgun mu yorgun duracak nerdeyse
bir de alnıma bir su damlıyor aynı yere artsız arasız
Bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak
ben de seni düşünüyorum da seni düşünüyorum
ben de seni düşündükçe o da ağırlaştırıyor yürüyüşünü
bu böyle giderse yıkılabilirim direğin dibine
o yanıma varmadan

-----Tevfik Taş

merhabalar

sairlerin musveddelerini, musvedde olarak biraksak ne guzel olur. diyorum.

edip cansever'in reddettigi, yok etmek istedigi kitabini bile tarihi belge diye okurun gozune gozune soktuk; tarihi belge falan olarak da degil ustelik, edip cansever siiri olarak sunduk okurlara. akli selim tepkiler yukselince tarihi belge oldu.

simdi de nazim'in yayimlanmamis iki siirini bulduk. aman ne guzel. tarihi belge olarak yayimlayalim, mutlaka. ama su serhi de duserek. nazim hikmet siirinin ortalamasinin cok altinda siirler bunlar. kotu siirler hatta. bir kiymeti harbiyesi olsaydi, sair bunlari bir sekilde bunlari gunyuzune cikarirdi. nazim'i sevelim, bugun siir yazan herkes -nazim'in siirini hic okumasa da- nazim'a borcludur. tabiat derinden gider. siirin tabiatina nufuz etmis bir sair, hic okunmasa da baska yollardan da olsa okunmus olur cunku.

simdi ben soruyorum, nazim hikmet kulliyatini okumus biri, bu siirlere nazim hikmet siiri der mi? ben sahsen tek bir sey ogrendim bu siirlerden, nazim buyuk sair, hangi siirinin turk siirinin yonunu degistirecek nazim siiri, hangisinin ortalama siir oldugunu cok iyi biliyor. bu iki siir nazim siiri degil, nazim'in siirden nasil da anladigini gosteren nazim musveddeleri, boyle bakiyorum.

vesselam
mehmet oztek

16/01/11 Pzr tarihinde mehmet öztek şöyle yazıyor:
Kimden: mehmet öztek
Konu: Re: [CevirmeninNotu] Şiir
Kime: CevirmeninNotu@yahoogroups.com
Tarihi: 16 Ocak 2011 Pazar, 19:36


merhabalar

e-mailimin esas icerigi arada kaynadi. yine de adil izci'ye dikkatinden dolayi tesekkur ederim. Sozluk anlamina bakmadan kullandim acikcasi. bakma geregi de duymadim cunku 7 yasima kadar konustugum tek dil arapcaydi. "saglikli ve akillica" tepki anlaminda kullanmistim. sagduyu seklinde turkcelestirirsek, evet "akliselim sahiplerinin tepkileri" demek daha dogru olur.

Adil izci'nin nazim hikmet'in bu iki siiriyle ilgili fikirlerini de merak ettim dogrusu.

selamlar
mehmet oztek

From: Nihat Ziyalan
To: CevirmeninNotu@yahoogroups.com
Sent: Sun, January 16, 2011 1:42:53 AM
Subject:
Re: [CevirmeninNotu] Şiir


sevgili arkadaşlar,
ilgiyle izlediğim bu düzeyli yazışma için;
murat-nemet nejat'a, adil izci'ye, tozan alkan'a teşekkür ederim.
katkıda bulunan yazışmalar.
sydney'den dostlukla.

nihat


16 Ocak 2011 21:03 tarihinde adil izci yazdı:
İyi akşamlar.
..., dün o nedenle asıl konulara girmek istemedim. Ama şimdi düşüncelerimi kısaca yazayım. Edip Cansever'den başlayayım. Şairin sağlığında reddettiği şiir ya da şiirleri, sonradan toplu basımlara almamak gerektiğini düşünüyorum. Eğer derdimiz, edebiyat tarihçileri ve meraklılar ise, diyelim toplu basımların sonuna bir liste eklenebilir; şairin reddettiği şiirlerin adı, yayınlandığı yer, tarih vb. belirtilir. Gerek duyan, o kaynakların ardına düşer.
Resimden bir örnek vereyim: İbrahim Çallı, en sevdiğim ressamlardandır. Bir on yıl kadar önce, atölyesinden kalanlar, Aksanat'ta sergilendi. Resim uzmanı değilim, ama oradaki yarım yapıtların, eskizlerin, çırpıştırmaların kamuoyu önüne hiç çıkarılmamasını yeğlerdim. Neden? O sergilenenleri görmek, İbrahim Çallı bağlamında hemen hiçbir şey ifade etmiyordu ki! Üstelik sanatçının da bir bakıma anısına saygısızlık gibi geldi bana. Başkasını bilmem ama benim gözümdeki Çallı imgesini birazcık örselediydi sanki. Ayıp sayılmazsa, o sergilenenleri biraz döküntü gibi gördüğümü söyleyeyim.
Nazım Hikmet'in iki şiiri... Şairin reddettiği konusunda bir bilgimiz yoksa, neden yayınlanmasın? Bazı konular, hâlâ karanlıkta; örneğin şairin eşe dosta emanet ettiği bazı şiirler yitmiştir. Bu şiirlerin de o emanet şiirlerden olup olmadığını bilmiyorum; eğer onlardansa özellikle yayınlanmalı. Değerleri konusuna gelince, bende önemli bir titreşim uyandırmadı.
Konunun bir de bu yönü var: Sevdiğimiz bir şair - yazarı yitirdiğimizde, o kişiden bir daha yeni bir şeyler okuyamayacağımız için de yanıyoruz. Bir gün, birileri, bilinmeyen ya da unutulmuş bir şiirini, yazısını bulur da yayınlarsa, bir hasretle okuyoruz. Eğer amaç bu ise, ne diyebiliriz; iyi ki yayınlandı demekten başka?
Melih Cevdet öldüğünde -ki hanidir bir şey yazabildiği, yayınladığı yoktu-, bu nedenle de, artık herhangi bir şiiri ya da yazısını okuyamayacağım için üzüldüğümü de iyi anımsıyorum. Melih Cevdet'in, kuşağından çok sevdiğim bir şaire Paris'ten yazdığı bir mektup, bende. Ben de bu mektubu bir gün mutlaka yayınlayacağım. Çünkü, mektuptan öte, tipik bir Melih Cevdet denemesi tadında. O halde okumak, edebiyat kamuoyunun da hakkı. Verdiğim söz gereği zamanı geldiğinde yayınladığımda, eminim, Melih Cevdet'i özleyen nice okuru sevinecektir.
Biraz dağınık yazdım sanıyorum. Hoş görülmem dileğiyle.

16 Ocak 2011 23:45 tarihinde Bâki Ayhan T. yazdı:


Ben, elbette herkesin bu konudaki görüşlerine saygı duyarak, büyük/iyi şairlere ait her şeyin gün ışığına çıkarılmasının doğru olduğunu düşünüyorum. Bir kâğıda bir virgül bile çiziktirdiyseler mutlaka
onun bile yayımlanmasını isterim bir okur olarak. Avrupalıların en sevdiğim yönü budur (modern olanları kastediyorum, yani belli bir düzeyi her zaman gözetenleri; terekeleri dedikodu malzemesine dönüştüren postmodernleri değil) şairlerine ilişkin ne bulurlarsa değerlendiriyorlar, yayımlıyorlar, bizdeki gibi örtbas etmeye çalışmıyorlar. "İnsan"ın ne olduğu sorununu çözmüşler bu noktada: Hatalarıyla, doğrularıyla, güzellikleriyle, çirkinlikleriyle...
Bu noktada bir Montaigne anekdotu geliyor aklıma:
Bilirsiniz, Montaigne "Denemeler"in ilk baskı provalarını gördüğünde çok kızar; çünkü kendisinin kâğıtlarındaki bütün yazım ve noktalama hataları düzeltilmiştir dizgiciler tarafından. "Hayır," der, "düzeltmeyin, onlar benim hatalarım, onları düzeltirseniz bu denemeler bana ait olmaktan çıkar." Deneme belki de bu yüzden "ben'in ülkesidir." Bana kalırsa şiir de öyledir! İşin bir de şu noktası var: Sevdiğim şairlerin her şeylerini görüp okumak isterim de (mesela en yeni örneklerden, söz ondan da açıldı biraz, Melih Cevdet'in Bir Defterden'ini, bazı sayfalarında hiçbir şey bulamayıp hayal kırıklığı yaşasam da büyük bir heyecanla okudum. Tanpınar'ın efsaneye dönen günlüklerini de... "Şu nokta" dediğim nokta şu: İleride biri bana ait "her şeyi" bulup yayımlamaya kalksaydı,
ben de hayatta olsaydım buna izin vermezdim. Galiba, yaşarken çok ciddiye aldığımız bazı şeyler ölümden sonra hiçe iniyor:-)) Ölüm bazı korkularımızı da alıp götürüyor:
Düşünsenize milyonlarca insanın henüz başaramadığı bir şeyi başarmış adam; yani ölmüş! Yaşayanlardan mı korkacaktı:-))
BAT


Merhaba,

İmgelemin sınırı yok, "uydurma-kaydırma" sözcük yapma işinin de.
Farklı anlatım yolları ve formları araştırmak adına, şiirin metakurmacasını yaratmak anlamında bence dile zarar vermediği sürece mahsuru yok.
Bir süre önce gruba gönderdiğim Fikir şiirinde "hemfikir" den yola çıkarak farkfikir/çokfikir/yokfikir/düşfikir sözcüklerini kullanmıştım.
"Fikir" in içinde bulunduğu kitabının ismi de manidar: "Hayatânı"
Kitapta yer alan başka bir şiirin görsel çalışmasını da bu vesile ile yine grupla paylaşıyorum:
(Ses açık olursa Siavash Talebi'nin nefis ney dinletisinden de yararlanabilirsiniz.)

From: Nihat Ziyalan
To: CevirmeninNotu@yahoogroups.com
Sent: Sun, January 16, 2011 1:42:53 AM
Subject: Re: [CevirmeninNotu] Şiir

sevgili arkadaşlar,

ilgiyle izlediğim bu düzeyli yazışma için;
murat-nemet nejat'a, adil izci'ye, tozan alkan'a teşekkür ederim.
katkıda bulunan yazışmalar.
sydney'den dostlukla.
nihat

Neslihan Yetkiner haklı Tozan'cığım.
Sana iş çıktı:-)) Bence NHKM'deki bahar etkinliklerinin birini buna ayırmalı.
"Çeviri"de sözcük "uydurma"dan çıkıp "telif" şiirde sözcük "uydurma"ya dayandırabiliriz bir ucunu. Şu "uydurma" lafı da ilginçtir: Hem bir şeyi layık olduğu yere "uydurma"yı,
"yerine oturma"yı hem de "saçma"yı karşılıyor.
BAT


17 Ocak 2011 08:22 tarihinde Neslihan Yetkiner Günlerdir şairlerin dilimize kazandırdığı sözcüklere ilişkin belki de bu bu konuya ilişkin güzel bir panel, toplantı yapılamaz mı? Yeni sözcükler,
yeni kavramlar ve şiirler, denemeler...
Ne hoş olurdu!

Sevgi ve saygılarımla

Neslihan Kansu-Yetkiner

From: Tevfik Taş
To: CevirmeninNotu@yahoogroups.com
Sent: Monday, January 17, 2011 10:08 PM
Subject: Re: [CevirmeninNotu] Yeni sözcükler
, yeni kavramlar şiirler ve denemeler...

Merhaba,

Bugün TYS'de Tozan'la karşılaştığımızda söyledim; dil üzerine yapılan bu tartışmalar bana çok önemli geliyor...
Baki Bey'in söylediklerine bir katkı olur mu bilmiyorum, "Uydurma," "Oturtma" gibi kavramlardan farklı olarak, sözcük "Yapmak" ki bunu pek çok usta şair şiir için de kullanıyor "Şiir yapmak" ya da dile sözcük "Kazandırmak" gibi deyimler, kavramlar da kullanılabilir. Bunlar "uydurmayı" küçümsediğim için değil, zira "uydurma" aslında sanılandan daha geniş evrimli bir sözcüktür.
Selamlar.
Homo sum, humani nil a me alienum puto.
"insanım, insana özgü olan hiçbir şey bana yabancı değil.”
PUBLIUS TERENTIUS AFER
From:17 Ocak 2011 14:31 tarihinde salih mercanoğlu yazdı:

Sayın Bâki Ayhan'ın görüşlerini paylaşıyorum. Dilbilimcilerin yapıtlarında pek çok yanlış bulmalarına karşın Dostoyevski'nin Dostoyevski olmasını engelleyemiyor bu yanlışlar.dostlukla,elgiz pamir


----- Original Message -----
From: oresay özgür dogan
To: CevirmeninNotu@yahoogroups.com
Sent: Monday, January 17, 2011 11:40 PM
Subject: Re: [CevirmeninNotu] Şiir

Durum: Şiir yazıyoruz. İki sözcük ele alalım: Örneğin, “Siyah ve Beyaz” sözcüklerini. Sözcükleri, hecelerine ayıralım. (Si-yah ve be-yaz) olarak. Sonra her iki sözcükten birer hece alıp, bir kelime oluşturalım. (Örneğin: Siyaz) Soranlara kelimenin, şiirin içinde bir yoğunluğu farklı bir biçimde somutlaştıran, bir görevi olduğunu ve öncelikle de “siyah ve beyaz bir durumu” nitelendirdiğini, söyleyelim. Veya başka bir açıklama yazalım.

Soru: Bu tür denemelere rastlıyoruz. Acaba bu durum bir “Uydurma” mıdır? Dili bozan bir işlevi var mıdır? “Sözcük türetme” olarak kabul edilebilir mi?

Yoksa sözcük türetimi, sürecinin bir tür iş ve görev analizinden geçen anlamın, kavramlaştırdığı yeni bir sözcük, yaratma işi midir? Örneğin bu paylaşımda geçen “bilgisayar”, “günakıtan” örneklerinde olduğu gibi.

Hangisi dili ve şiiri zenginleştirir?
17 Ocak 2011 20:56 tarihinde Murat Nemet-Nejat yazdı:

Tabii bu konustuklarimiz Atatürk'ün dil reformlarindan beri "Oz" Türkçe ve "Eski" Türkçe arasindaki aslinda ideolojik olan bir tartisma. Benim dedigim sü: bir dil neden yeni bir yone açilabilmek için bir kaç yüzlük tarihinin üzerine bir çizgi çeksin? Ikisini de kabul etmek -ki k. Iskender, Ece Ayhan, vs. gibi sairler bunu yapiyorlar- dili çok daha fazla zenginlestirmez mi? Dilde yüzde yüz arilik iyi birsey mi?

Murat

Bu tür tartışmaları tüm üyelerle paylaşan bu sitede yayımlanmasına izin veren tüm grup üyelerine içten teşekkürlerimi gönderiyorum. Çerçevenin oluşması için son bir eylemde bulunurken ve buraya A. Nihal Akbulut'tan Christina Perri Rossi'nin "Çeviri"sinin cevirisini yerleştirirken böyle güzel ve verimli tartışmaların süregelmesi dileğiyle yürekten....

Çeviri

Ah, nasıl da düzeltiyorum
minik minik yanlışlarını,
sana sonsuza değin sürecek
aşkıma ihanetlerim için
her gün
yeniden uydurduğun kadınların.

Ayın on dördü

Sende ölen
Saltanatlı
Onurlu
eflatun
her kadın
karşılığında ayın on dördünde doğuyor
bir kadın
çevirmeni olsun diye
düşleminin
yalnız zevkleri için.

Dayanamıyorum ve çevirmenin yoğurduğu son bir güzel şiiri daha ekleyiveriyorum...

(Evohé 1971)

Sunu

Bizi ayıran yazın oldu: sana ilişkin ne biliyorsam
kitaplardan öğrendim ben
ve eksik kalan yerini de
sözcüklerle doldurdum.


esenlikler diliyorum...

Sakine Eruz, Kuzguncuk, 30.01.2011 (Pazar), saat 11.30