AnasayfaÇalışma alanlarıÜyeliklerimYayınlar ve etkinliklerÇeviribilimsel kaynaklarYaşam ÖykülerimÖykülerimÇevirilerYazılarım

Genel:

Anasayfa

Duyurular

Fotoğraf köşesi

İletişim

Popüler bilim köşesi

Popüler linkler

Seminer köşesi

Site Haritası

Sosyal ağ

Şiir Köşesi

Öğrencilerden gelenler

Ziyaretçi defteri


Hiç kimseden çekmedim, ateşli aşıklardan çektiğim kadar, mı demiş şair, yoksa güzel havalardan mı çekmişti de ben mi unutmuşum. Ne ilginçtir şu ateş kelimesi, kendini ateşten ateşe atma derlermiş, de o dinlemez, yine kendini atarmış ateşlere. Ateşli silahlar varmış, ateşli aşıkların kullandığı ateşli silahlar. Ormanı ateşe vermek de denirmiş, her yaz yapılırmış, bir gelenek olmuşmuş doğarken beşiğim, öldüğümde tabutum ağaçtan diye kompozisyon yazan çocukların ülkesinde. Ateş hemen ağacın yanında yaşarmış bu ülkede. İllaki yakmak istermiş ağacı. Pis ateş, kaka ateş, kötü ateş… Bir de ateşten gömlek varmış. Ne yaparmış bu ateşten gömlek, kaba saba bir gömlek miymiş, girince tenin ateş gibi yandığı. Çocuğun ateşi mi çıkmışmış. 40’a çıkınca ateş havale geçirirmiş çocuk. Hemen tutmalıymış soğuk suların altına. Ateşle oynamak tehlikeli miymiş, yoksa bize mi öyle öğretilmiş. Çocuk kibritleri bulup bulup çakarmış, ateş yakarmış, bir bakmış, kibritin ucunda koyu renkli bir tabaka var ateş alan, tadına bakmış, pek bir hoşuna gitmiş, oysa zehirliymiş bu tabaka. Evet, demiş annesi, bak, ateşle oynama demedim mi ben sana, hastanede başucunda, çocuk yanarken ateşler içinde.